AŞAĞILAMANIN CÖMERT DAVRANDIĞI MUTSUZLUĞUN BAŞYAPITI KAFKA

 

YABANCILAŞMANIN YALNIZ BIRAKTIĞI AŞAĞILAMANIN CÖMERT DAVRANDIĞI MUTSUZLUĞUN BAŞYAPITI KAFKA
 
Bedriye KORKANKORKMAZ
    
Yahudi bir tüccarın oğlu olarak 3 Temmuz 1883'de Prag'da dünyaya gelen ve 3 Haziran 1924'de Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu'nda gırtlak vereminden ölen Kafka'nın yaşam temelini oluşturan duygu "yabancılık" ile “dışlanmışlık”tır. Bu türden insanı içten sarsan duygular bir ömür boyu Kafka'nın kadim dostu olmuştur. Ben, yazar Kafka'nın çıplak gerçeğine ulaşmak adına "çocuk" ve "insan" Kafka'nın izini sürdüm. Asıl amacım Kafka'yı, “Kafka” gerçeğinden uzaklaştıran, “dogmatik aşırılıklardan” korumak; ona eserleri, anıları ve mektupları kadar yakın olmaktır.
    Yazarın Felice'ye yazdığı mektupları da bu duygularla okudum. "Kişiye özel" yazılan mektupları okurken garip bir duyguya kapıldım. Duygu hırsızı olduğuma inandım bir an. Oysa bu mektupları ölmeden beş yıl önce Felice'nin kendisi Kafka'nın yapıtlarını basan yayınevine satmıştı.
       Yahudi olduğundan Almanların; Almanca konuştuğu için de Çeklerin dışladığı Kafka'nın; Almanca, anadili olmasına karşın, Çekçe'yi kendisine daha yakın bulmasının asıl nedeni
"yabancılıktır". O, kendisini yabancılığın simgesi; Prag'ı da, yabancılığın başkenti olarak algılamıştır. Ben “yabancılık” duygusunun Kafka’nın babası, 'dışlanmışlık' duygusunun da annesi olduğuna inanıyorum.
             Franz Kafka, ailesiyle girmiş olduğu çatışmanın etkisinden hayatı boyunca kurtaramamıştır kendisini. İri yapılı bir cüsseye sahip olan babası onu böcek olarak görmüştür. Bir böceğe nasıl davranıyorsa ona da öyle davranmıştır, çocukken. O, bir yetişkin olduğunda kendisinin bir böcekten öte " hiçbir şey " olmadığına inandı. Hamam Böceği "dışlanmışlığın" ve "itilmişliğin" simgesi olarak "Değişim" eserine konu olur. Bir yandan ailesini ne kadar önemsediğini kabullenmiyor; diğer yandan da, ailesiyle arasındaki iletişimsizlikten yakınıyordu. Yabancılık duygusu ailesinin yadigârıydı ona. Ailesine karşı yakınmalarının altında yatan temel gerçek şudur: Sizleri sevdiğim kadar beni sevin. Beni sevmediğiniz için çektiğim acılar kadar siz de acılar çekin. Ailesi onun bu içten gelen yakınmalarını duymadı. " Daha o zamanlar gerçeklerden çok sezgilerin aracılığıyla kendimi küçük görmüş olduğumdan, giysilerin yalnızca benim üstümde böyle önce kaskatı, ardından da buruşuk ve sarkık göründüğüne inanmıştım" der babasına yazdığı mektupta. Babasının sevgisizliği onun içinde onulmaz bir boşluk yarattır. Onun korkusu yaşamın karşısında duyumsadığı güçsüzlükten öte içindeki boşlukların karşısındaki eziklikten kaynaklanıyordu. İnsanı içten içe sarsan bu tür çelişkiler Kafka'nın bir yetişkin olarak sorunlarıyla yüzleşmesine izin vermedi. Hayatı boyunca yetişkin bir kaçak olarak yaşadı. Ne çocukluk yıllarının o korkunç sevgi yoksulluğunun ezikliğinden kurtuldu ne de kendini aşan bir insan olarak yeni ilişkiler kurabildi.
     Yazarın Milena'ya yazdığı mektupları daha önce okumuştum. İlk aşkı Felice' ye yazdığı mektupları okurken farkında olmadan her iki sevgiliye yazılan mektupları kıyasladım. Milena'ya yazdığı mektuplardaki derinliği yazık ki Felice'ye yazdığı mektuplarda bulamadım. Milena'yı tutkuyla sevdiğini hissettim yazarın. Evli Milena Jesenska'ya olan aşkı üç yıl sürer yazarın. Sevgilisinin evli olması onu derinden sarsar. Üç yıl da üç kez görüştüğü Milena'ya olan aşkını şöyle ifade eder yazar: "Hayatımda, en çok seni seviyorum diyorum ama bu gerçek sevgi değil sanırım, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki."
     Ayrıca, yazarın " Biri Milena hakkında kötü konuşursa, babam bile olsa, onu da öldürürüm, ya da kendimi öldürürüm" değerlendirmesini anımsadım birden. Felice Bauer, Grete Bloch ve Milena Jesenska. Yazar, hayatında iz bırakan üç kadının kendisini sevme biçimlerini sevmiştir aslında.
Bir okuyucu olarak Kafka'yı benim için önemli kılan nedenleri sorguladım Felice'ye yazdığı mektupları okurken. Sevgilisiyle mektuplaşmalarının eserlerine yansıyan yönlerini de yakından gözlemleme imkânını buldum. Yazarın sanat anlayışı üzerinde çıktığım yorucu, bir o kadar da insanı eğiten yolculuktan edindiğim izlenimlerimi sizlerle paylaşıyorum. Kafka, eserlerinde sistem ve halk arasındaki 'yabancılaşmanın' altını çizmiştir. Altını çizdiği bir başka gerçek de " yabancılaşma"nın kapitalist sistemde tırmanışa geçmesi ve bu tırmanışın salt kapitalist sistemle sınırlı kalmayacağı, bir sarmaşık gibi toplumu içten içe kuşatacağı, bu kuşatmadan sosyalist sistemin de payına düşen hasarı alacağıdır. Kafka, "Dava" ve "Şato” eserlerini okuyan sosyalist okuyucularından toplumu aydınlığa doğru yönlendiren toplumsal bir güç oluşturmaları için el ele vermelerini ister. Eserleriyle kökü eskilere uzanan toplumsal bazı gerçeklerin günün ihtiyaçları göz önüne alınarak yeniden tartışılmasını sağlar. İşçi sınıfını, geçiş sürecinden geçerken burjuvanın piyonu olmamaları için uyarır. Kaygılarını "Dava" adlı eserinde bir kuyumcu titizliğiyle işler. Özellikle bürokrasinin işleyişini ve bu işleyişin insan olgusuna çarpık bakışını gözler önüne serer. Yazara göre sistemin geçerli kıldığı bürokratların halkla kurdukları iletişim insani erdemlerden uzaktır. Tıpkı bir evrakın sayı ve tarihi gibidir. Kafka, eserlerinde insanı olay olarak karşımıza çıkarır. Bütün güzel gelişmelerin ya da büyük sıkıntıların bedelini bir şekilde insanın ödeyeceği gerçeğinden ödün vermez. "Şato" eserinden yaptığım şu alıntı konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır: "Köy muhtarı şöyle der K' ya: söylediğinize göre, kadastrocu olarak alınmışsınız; ama ne yazık ki bizim bir kadastrocuya gereksinimimiz yok. Yapacak hiçbir iş bulamazdı böyle bir durumda." Yazarın eserlerinde ana temalardan biri de aşağılanmadır. "Yargı" eseri, babasıyla ilişkisinin tanığı gibidir. Öyküde babanın oğlu için verdiği idam kararını oğlu uygular. Onun babasıyla olan çatışması salt babasının ona karşı kötü davranışlarından kaynaklanmaz. Bir tüccar olan babasının çalışanlarına kötü davranışlarından dolayı babasından utanç duyar.
         “Değişim" eserinde aşağılanma bir beden üzerinde yoğunlaşır. Ailenin geçimini sağlayan ve aileyi ayakta tutan oğlun yerini aniden bir hamam böceğinin almasıyla başlayan aşağılanmanın boyutları derinleşir. Öyle ki Gregor Samsa'nın hamam böceğine dönüşmesi ile aile aşağılanmayla yüzleşir ve G. Samsa üzerinden aşağılanmayı etkin bir biçimde uygulamaya başlar. " Amerika" adlı eseri "aşağılama" yönünden oldukça zengin bir eserdir. Eserdeki aşağılamalardan bir örnek: Amerika'daki dayısının yardımıyla bir anda yükselen ve bir dönem sonra da hızla düşüşe geçen Karl Rossmann'ın aşağılanmanın tüm tünellerinden geçişine tanık olur okur. Eserleri içinde "Amerika", yazarın en çok umut içeren ve insanı en az yılgınlığa düşüren ve bu anlamıyla okuyucusunu şaşırtan bir eserdir. 
     Kafka, hukuk öğrencisiyken ek işlerde çalışmıştır." Amerika" romanındaki insanı içten içe sarsan öğrenci tiplemesi kurgu değil bizzat Kafka' nın çıplak gerçeğidir. Bilindiği üzere gündüzleri bir mağazada çalışan Kafka, geceleri kitaplarla çevrili bir balkonda sabahlamıştır. O günlerin, "Amerika" adlı romanına yansıması şöyledir: "Peki, ne zaman uyuyorsunuz? diye sordu Karl, öğrenciye hayretle bakarak, " Uyumak ha! dedi öğrenci."Öğrenimimi bitirdiğim zaman uyuyacağım. Şimdilik koyu kahve içiyorum". Kafka, bilinçli olarak seçimini hep sanattan ve içine yaptığı yoğun yolculuktan kaynaklanan gerilimden, yıkımdan, aşağılanmadan… yana yapmıştır. O, aldığı her nefeste yüreğini kanatan derin duyarlılıkların yazarıdır. Kendisine duyduğu o derin acıma duygusu, Yahudilerin ekonomik olarak zor koşullar altında ezilen insanlar oluşundan da kaynaklanmaktadır. Yahudilere dair hayalini anımsarsak: "Günün birinde zengin bir adam olarak, dört atın çektiği bir arabayla Yahudilerin oturduğu bölgeye girecek, haksız yere dövülen güzel bir kızı söyleyeceğim tek sözün gücüyle kurtarıp arabama alacağım ve götüreceğim".
        Yazarın 13 Ağustos 1912 günü kadim dostu Brod ailesinde tanıdığı iki kez nişanlandığı, beş yıl süren sancılı bir ilişkiden günümüze yedi yüz elli sayfalık bir cilt halinde yayımlanan bir türlü evlenemediği ilk aşkı Felice' ye yazdığı mektupları okumayı sürdürüyorum. Kafka, Brod ailesinin evinde ilk kez karşılaştığı Felice' ye karşı yabancılık duyumsar. Onun toplum içindeki doğal halini bir varlık olarak benimser. Ona sandalyeye otururken ilk kez dikkatli baktığında Felice hakkındaki değişmez kararını verir. İlk karşılaşmaları üzerinden yetmiş beş gün geçmiştir.   Yazdığı mektupta karşılaşmalarının en ince detaylarını yazarak, Felice'nın de kendisini onu önemsediği kadar önemsemesini diler. Felice ile önceleri her gün, sonraları bazı sorunlardan dolayı kesintiye uğrayan beş yıllık mektuplaşma süreci başlar. Kafka' nın mektuplarını yazılarından öte onun yaşama ve insana bakışının siyah beyaz fotoğrafı olarak algılıyorum ben. Yayımlanma amacı gütmeyen mektuplar ve günlükler oldum olası benim ilgimi çekmiştir. Mektuplarını yazar olarak değil; öncelikle, 'insan' sonra; 'erkek' Kafka olarak yazmıştır. Andre Gide'in " Günlüğü" ile “İmmoralist” adlı eserini okurken de aynı duyguyu yüreğimin derinliklerinde duyumsamıştım. İnsanın kendi çıplak gerçeğiyle yüzleştiği ve kendisine karşı ne kadar samimi ve dürüst olabileceğinin kanıtı olarak algılamıştım Gide'in iki eserini. Andre Gide'in kuzeniyle evliliğinin altında yatan temel gerçek her ikisinin de çocukluklarına dair benzer acı dolu anıları olmasıydı. Felice' nin erkek kardeşinden çocukken güçsüzlüğünden dolayı yediği dayaklar, Kafka'ya kendi güçsüz çocukluğunu anımsatır. Felice'nin güçsüzlük döneminden güçlenerek çıkması yazarın ona hayranlık duymasını sağlar. Bir yandan sevgilisinin kendisinin elde edemediği ve yaşamı boyunca özlemini çektiği güç servetinin sahibi oluşu; diğer yandan da sevgilisinin, Almanca’dan ziyade İbranice'yi bilen bir Siyonist olması ona kendini daha yakın hissetmesini sağlamıştır. Kendisini anlayacak, kendisini tanıyacak, kendisini tamamlayacak bir sevgili özlemini ile Felice' ye yaklaşmıştır Kafka. Kafka’dan farklı olarak her ortama kolay uyum sağlaması ve düşüncelerini hiç çekinmeden karşısındaki kim olursa olsun söylemesiyle Kafka'nın hayranlığıyla birlikte saygısını da kazanmıştır Felice. Prag ile Berlin arasındaki mesafeden sevgilisine seslenen yazarın, sevgilisinin bir günde ne yaptığını, kimlerle görüştüğünü, arkadaşlarının adlarını kılı kırk yaran bir titizlikle bildirmesini ister ondan. Amacı kendi kararsızlığı, rahatsızlığı, güçsüzlüğü vs. vs. ile Felice'nın becerikliliği, sağlık durumu vs.vs. arasında bağ kurmak ve kurulan bağı kuvvetlendirmektir. Günde üç kez mektup yazmaya başlar Felice 'ye. Bu olağanüstü ilgiye günlük mektup yazarak karşılık verir o da. Günlük mektup yazma ve mektup alma trafiği Kafka'da mucizeler yaratır. Kendisine güveni gelen yazar “Yargı” gibi bir öyküyü bir gecede yazar. Bir hafta sonra “Ateşçi”yi, iki aylık bir dönem sonra da kendisine ün kazandıran “Amerika” romanının beş bölümünü kaleme alır. Altı bölümden oluşan roman çok geçmeden bitmiş olur.
       Felice, varlığıyla içini kemiren acılarından, ezikliklerinden… bir çırpıda kurtarmıştır onu. En önemlisi karşılıklı görüş alışverişinde bulanan, görüşlerini tüm çıplaklığıyla dile getiren bir kadının varlığıyla üzerindeki ölü toprağı atmıştır. Bu anlamda Felice'yi salt bir sevgili olarak algılamanın eksik, hatta yanlış bir değerlendirme olacağını düşünüyorum. Felice, varlığıyla insanlığın kütüphanesine eserler kazandırmıştır. O, Kafka'ya yazılı eserler yazdıran canlı eserdir. İçine kapalı Kafka' nın kendisine açtığı kapısı; ailesinde bulamadığı sevgi; yaşamında, uğradığı haksızlıklara karşı içinden geldiği gibi haykırdığı sesi; elinin altındaki boş kâğıdı, mürekkebi bitmeyen dolmakalemidir Felice. Tam bir insan gibi hissetmenin 'insan' yaşamında ne gibi mucizeler yaratacağının canlı kanıtıdır aynı zamanda Kafka ile Felice' nın ilişkisi. Özlemini duyumsadığı duygusal ilişkiyi yaşamayan her insan kendisini eksik hisseder. Bu tür insani duyguların insan yaşamındaki tahribatlarını yaşamlarımızı sorgulayarak algılayabiliriz. Felice' ye yazılan ilk mektupların “aşk”ın abartılı söylemlerinden uzak oluşu, okura mektupların aşk mektupları olmadığını düşündürebilir. Ne ki mektupların tümü okunduğunda yazanın kişiliğiyle özümsenmiş, dostluğun zamanla aşka dönüştüğü derinliği, iniş çıkışları olan bir ilişkinin mektupları olduğunu anlamakta zorlanmayacaktır. Birbirlerinin varlıklarıyla beslendikleri için " Yargı", Felice' nin öyküsüdür ve ona adamıştır öyküyü yazar. Kafka, yazar olarak sevgilisinin yazdıkları üzerine görüşlerini çok önemser. Örneğin " 11 Aralıkta ilk kitabını Felice' ye yollar Kafka. "Gözlem”dir bu da ve yeni yayımlanmıştır. Kitapla birlikte gönderdiği mektupta şöyle yazar : "Zavallı kitabıma nazik davran olmaz mı? Tanıştığımız o akşam beni düzenlerken gördüğün birkaç sayfalık şeydir bu çünkü… Tek tek parçaların yazılış tarihi bakımından aralarındaki büyük farkları görebilecek misin? Biri var içlerinde örneğin, kesinlikle 8- 10 yıl kadar önce kaleme alındı. Kitabı olabildiğince az kişiye göster tümüyle, yoksa seni soğuturlar benden.(…) Ne çok kusuru içerse de, kitabımın senin sevgili ellerinde bulunduğunu bilmek beni öyle mutlu kılıyor ki!"
(s. 21)
         Felice, Eulenberg' e olan hayranlığını belirttiği 23 Aralık 1913 tarihli mektubunda yazarın kitabına dair düşüncelerini kurnaz kaçamaklarla geçiştirir. Kafka' nın bu duruma nasıl içerlediğini sevgilisine yazdığı şu satırlardan algılıyoruz: " Mektubunda sözünü ettiğin herkesi kıskanıyorum, isim vererek ya da isimsiz sözünü ettiğin herkesi, erkekleri, kızları, iş adamlarını ve yazarları (kuşkusuz hepsinden çok bu sonuncuları)…Werfel' i kıskanıyor, Sophokles'i kıskanıyor, Richarda Huch' u , Lagerlöf' ü, Jacobsen' i kıskanıyorum. Eulenberg Herbert' in adını Eulenberg Hermann diye yazdığın için kıskançlığım bir çocuk gibi bayram yapıyor. Franz diye biri ise aklından çıkıp gitmiş çoktan."( s.22) Kendisine güveni her an sarsılan bir insandır Kafka. Kıskançlığı sevgilisine olan güvensizliğinden değil; kendisine olan güvensizliğinden kaynaklanmaktadır. Ne diğer erkeklerle yarışacak gücü ne de diğer erkeklerle kendisini kıyaslayacak özgüveni vardır. Sevgilinin sadece kendisinden söz ettiği mektuplar aldığında mutludur O. " Sevgili Felice, insanı huzur dolu sevinçlerin ateşiyle ısıtan mektuplarından bir yenisi daha geçti elime. İçinde senin o bir sürü tanışından, o bir sürü yazardan söz yok" ( s.23). Kafka ilk tanıştıklarında resmini beğenmeyen sevgilisinin öykülerini de beğenmemesini doğal karşılar. Sevgilisinin varlığını yüreğinin derinliklerinde hisseden ve bu sevgiden aldığı güçle yazan Kafka'nın sevgilisinin, gönderdiği öykü üzerine düşüncelerini söz verdiği halde yazmaması onu çileden çıkarır. 
    Sadece Felice'ye değil, Milena' ya yazdığı mektuplarında da güçsüzlük duygusuyla boğuşur yazar. Arasının iyi olmadığı ailesi başta olmak üzere hiç kimse ile birlikte yaşamaya katlanamaz. Bu yüzden sevgisini kazanmayı gerçekten istediği kadınıyla bile aynı çatı altında birlikte yaşamak istemez. Yazarın sağlığı konusundaki duyarlılığı ile takıntıları bana ünlü düşünür Nietzsche' yi anımsattı. Kafka' da uykusuzluktan, kötü havalardan, gürültüden,… yakınır. Gezi Günlükleri, temiz hava ile ilgili duyarlığının en ince ayrıntılarıyla doludur. Sigara içmez, beslenmesine dikkat eder…  
     Yazarın her iki kadına tutku dolu mektuplar yazması, onların da kendisini aynı tutkuyla sevdiğini bilmesi kendisini insan Kafka olarak algılamasının tek yoludur. Kaleme aldığı eserleri yazıldığı andan itibaren ötekileşirler ve ondan koparlar. Oysa kendisine rağmen ötekileşmeyen tutarlı ve direngen bir tutkuya ihtiyacı vardır onun. Bu ihtiyaca olan özlemi ne denli büyükse yazdığı ve yazacağı eserlerin de edebi değeri o denli büyüktür. Paralel bir gelişme vardır aşk ve yazma tutkusu ile yazar arasında. Onun kendisini iyi hissetmesi için bir kadının tenine değil; duygularına dokunması yeterlidir. "Ancak yazmakla geçen gecelerde karşısına çıkmayı göze alabildiğim bu tüyler ürpertici dünyadan kaçıp sana sığınmak ne mutluluk Felice!"(s.42)
         Kafka' nın hayatındaki en büyük engellerden biri de gücün karşısındaki güçsüzlüğüdür. Salt ruhsal olarak kendisini güçsüz hissetmez. Bedensel olarak da kendisini yetersiz görür. Kendisini insan kılığına bürünmüş bir böcek olarak algılar. İçindeki toplam gücü hiçbir zaman fark etmez. Evlilik ona göre bir gücün simgesidir. Evlilik de tıpkı "Sevgililer Günü" gibi burjuva toplumunun dayatmasıdır. Bir eşin ve bir evin sorumluluğu karşısında küçülerek yok olacağından korkar. Hele küçülerek yok olmaya asla tahammülü yoktur. İçten içe baba olma ve aile kurma hevesine karşı çocuklara karşı da evliliğe dair duyguları hisseder. Çocukları içten içe kıskanır. Çocuklar varlıklarıyla ona mutsuz, acı dolu geçen çocukluğunu anımsatır. Çocukların büyümelerini 'çocukluğa' karşı ihanet olarak algılar. Büyüyen her çocuk saflığını yitirecektir. Erişkin her insan gibi yalan ve yapmacık dünyanın piyonları olacaktır. Onun takıntısı tam da bu noktada odaklanıyor. Erişkin olan her çocuğun mutlaka sistem içinde ufala ufala küçülerek yok olacaklarına olan sarsılmaz inancıdır içini kemiren ve onu çileden çıkaran.
         Felice' nin geleceğe ve gelecekle ile ilintili tasarılarına dair ona sorular yönelttiği mektubu onu şaşırır. Ne yani, sevgilisi onun bu konudaki duygu ve düşüncelerini bilmiyor mu? Biliyorsa bu sorgulama da neyin nesi. Sevgilisine geleceğe dair duygularını şöyle özetler mektubunda: " Sen mektubunda bir soru yöneltmiştin bana… tasarılarımı ve ileriye yönelik düşüncelerimi öğrenmek istemiştin. Böyle bir soru beni şaşırttı. Kuşkusuz ne tasarılarım, ne ileriye yönelik düşüncelerim var, yürüyerek gelecekten içeri ayak basmam olanaksız, gelecekten içeriye paldır küldür yuvarlanabilirim, yuvarlana yuvarlana, yalpalaya yalpalaya bu işi başarabilirim ancak. Tasarılarım ve geleceğe ait düşüncelerim gerçekten yok; durumum iyiyse, tümüyle hal'in içindeyim; durumumdan şikâyetçiysem, lanetlerim hal'i, geleceği haydi haydi! ( s.52)
      Kendisiyle sürekli çelişkiler yaşayan yazar, sevgilisini bu tür mektuplarla kendisinden uzaklaştırmayı başaramayınca bizzat Berlin'e gidip sevgilisiyle yüz yüze görüşerek amacına ulaşmayı dener. Bir dizi ani karar değişimleri ve sevgiliye bir gelip bir gelemeyeceğini yazan mektup trafiğinin sonunda Berlin'e gelir. Berlin'de olduğunu haber verdiğinde doğal olarak sevgilisi Berlin'de olduğuna inanmaz onun. Yedi ay sonra gerçekleşen görüşme, yazarın beş saat kaldığı otelde sevgilisini beklemesinden sonra gerçekleşir. Felice'nin ondan ayrılmaya niyeti yoktur. Bu konuda ısrar eder.   Sevgililer kısa iki görüşmenin akabinde yedi hafta sonra görüşmek kararıyla birbirlerinden ayrılırlar.
          Bu kez Kafka sevgilisine beklemediği bir mektup yazarak onu şaşırtır. İktidarsızlık korkusu içini kemirir. Bu konudaki kaygı ve korkularını açık yüreklilikle sevgilisiyle paylaşır. " Asıl korkum- sanırım daha kötüsü kimse tarafından ne açığa vurulmuş, ne işitilmiştir- sana asla sahip olamayacağımdan duyduğum korkudur... Senin yanı başında oturacağımdan, daha önce olduğu gibi vücudunun soluyuşunu ve yaşayışını yanımda hissedeceğimden, oysa gerçekte sana uzak, şu an odamda otururkenkinden daha uzak olacağımdan… bana doğru istediğin kadar eğilsen, kendini tehlikeye sokacak kadar eğilsen de yine hep senin tarafından dışlanmış olarak kalacağımdan duyduğum korkudur." (s. 55) Mektupta anlaşıldığı gibi onun korkusunu ve korkusunun altında nasıl ezildiğini anlamak için âşık bir erkek olmak lazım. İçindeki kazan hayatı boyuca fokur fokur kaynamıştır onun. Sevgilisi mektubunda sözünü ettiği iktidarsızlık üzerinde durmaz. Ya da konunun vahametini gereği gibi algılamadığı için konu kapanmıştır.
       Sevgilisi onun korkularıyla baş etmesini ve onun üzerinde baskı yapmanın yolunu bulmuştur. Bu yöntem ilişkilerinin geleceğini de aydınlatacaktır. Eskisi gibi sık aralıklarla mektup yazmayı bırakır ona. Yazar sevgilisinden mektup alamayınca çılgına döner. Çaresiz, Berlin'e gidip sevgilisini görmeye ve sevgilisinin ailesiyle tanışmaya karar verir. Tanışma gerçekleşir. Sevgilisinin ailesi karşısında küçüldüğünü hisseder Kafka. Felice’in toplum içinde insanlarla olan ilişkilerinde yitirmediği özgüvenini onun karşısında yitirmesine içerlenir. Felice ilişkilerinde sorun çıkmaması için onun istediği gibi davranmıştır. Her iki insan da birbirlerinin yanında kendileri olmadıkları için mutsuzdur. Kafka, nişan tarihlerini belirlemek için sevgilisinin babasına mektup yazacağına söz verir. Verdiği sözü tutmamasına içerlenen sevgilisi biricik silahı olan sessizliğe sığınır ve mektup yazmaz ona. Uzun süren sessizliğin akabinde Felice kendisiyle iç hesaplaşmalarının sonuçlarını paylaşır Kafka ile. Mektubunda kendisinden uzaklaşmasını öneren bir erkekten neden ayrılmayı değil de ona yakın olmayı istediğini sorar kendine. Mektubu okuyan Kafka, Felice'ye evlenme teklifi eder. Ne ki bu bildik evlenme teklifi değildir. Bir sürü ayrıntı, sorun ve sorumluluklar listesi iliştirilerek teklif edilen evlenme mektubudur. Bu mektupla nişanlandıklarına inanır sevgilisi. Kendisine olan güvensizliği ve geleceğe dair korkularının hesabını sevgilisine ödetir Kafka. Önce olası evlilikten kaçmak için bir dizi operasyon başlatır. Kafka, ailesinin Berlin' deki bir dedektif bürosu aracılığıyla kendisini araştırdıklarını bildirir sevgilisine. Bununla da yetinmez. Sevgilisinin ailesi hakkında kendi ailesinin bilgi edinmek amacıyla araştırma yapmalarına bizzat kendisinin onay verdiğini yazar Felice'ye. Bu bardağı taşıran son damla olur. Sevgilisini içten içe yaraladığını anladığında ondan özür diler. Mektubunda ailesine verdiği izni geri aldığını belirtir. Attığı bu geri adım Felice’in gönlünü almaya yetmez. Ayrılırlar.  
      İki sevgili sancılı bir dönemden sonra ilişkilerine bir şans daha verirler. Yine malum nişanlanma sendromuyla karşı karşıyadır Kafka. Gerçekte onun sadece ve sadece kendisi için önemli olan bir kadın tarafından sevildiğini bilmeye ihtiyacı vardır. Oysa Felice'in evlenip kuracağı yuva ile ilgili geleceğe dönük planları vardır. Kafka evlilik saplantısından sevgilisini kurtarmanın yolunu arar. Sevgilisinin babasına mektup yazıp kendisini kötüleyerek kızını evlilik fikrinden vazgeçirmesini ister. Bu bir anlamda yazarın içine düştüğü zavallı masumiyetinin de siyah beyaz fotoğrafıdır. Kafka, insanlardan dolayısıyla da mutluluktan korkar. Korları vicdan azabı gibi peşini bırakmaz onun. Dostoyevsk'yi, Grillparzer, Kleist ve Flaubert 'i kendisine yakın hissetmesi tesadüf değildir. Bu saydığı insanlar içinde sadece Dostoyevski evlenmeyi başarmıştır. Sevgilisini resmi nişanlanma evresinde tek başına bırakarak Viyana'ya oradan da Riva'ya gitmesi iki sevgili arasındaki duygusal bağlantıyı bir kez daha koparır. Riva'da tedavi gördüğü sanatoryumda İsviçreli bir kızla on gün süren ilişki yaşar.
       Zaman Felice' nin yarasını sarmıştır. Sevgilisiyle ilişkilerini sürdürmek isteyen Felice, kız arkadaşı Grete Bloch' u Kafka ile aralarında aracılık yapması üzere Prag'a gönderir.   Grete Bloch,Felice'den daha hareketli, tutkulu, duygulu, duyarlı girişken, hayat dolu, en önemlisi de Felice'den daha kolay birisidir. Felice ile ilgili düşüncelerini paylaştığı Grete Bloch ile Kafka arasında yakınlaşma başlar. Bu kez Grete'ye tutku dolu mektuplar yazar Kafka. Grete ilişkilerinin geldiği noktadan memnundur. Grete ikili oynar. Felice'ye dair anlattıkları (Felice'nin altın dişler takması ve dişleri ile ilgili yapılan tedavi süreci ve bu konularda takıntılı olan yazarın belli hassasiyetleri üzerinden yola çıkarak kendi gizli amacına hizmet etmiştir Grete) yazarın Felice' den tiksinti duymasına neden olur. Kafka'nın Felice ile aralarında aracı olmasını taleplerini de eksiksiz yerine getirir Grete. Felice'den ayrılmasını şiddetle kendisine tavsiye eden Dostu Ernst Weiss'la ile Grete Bloch mektuplaşmalarının Kafka' da uyandırdığı uzaklık birleşince inadına Felice'in gönlünü kazanmaya karar verir. Bu yaklaşım bana göre sevgilisini resmi nişanlanma evresinde tek başına bırakıp kaçmasından daha vahim bir ihanettir. Yazarın bu kararı Grete’in kıskançlık krizine girmesine neden olur. 
   Berlin' e gidip sevgilisinin kendisini af etmesi için bir yılan gibi kıvranır karşısında Kafka.
Erkek kardeşinin para meselelerinden kaynaklanan bir dizi üzücü olaylardan dolayı Berlin'den ayrılması, kardeşine tapan Felice' i ruhsal olarak sarsmıştır. Ruhsal olarak bir çöküntü içinde olan Felice, Kafka'ya döner.
 Kafka, Grete' i kaybetmemek için ona nişan olayının aralarında gelişen ilişkiyi zedelemeyeceğini yazar. Grete'den ummadığı bir mektup alır. Ona gönderdiği mektuplarını geri yollamasını ister Grete. O, Grete' in mektuplarından ayrılmak istemez. Grete'in in varlığı onun için her geçen gün daha önem kazanmaktadır. Felice'yi değil de Grete'i sevdiğini anlamıştır yazar.
       Grete, Kafka'ya duyduğu yoğun aşkın kıskaçlığıyla, Kafka'dan öç almak ister. Viyana'dan Kafka'nın isteği üzerine Berlin'e yerleştiği için   Felice' ye yakın olmuş ve onun güvenini yeniden kazanmıştır. Grete'e güveni tam olan Kafka, evlilik ile ilgili tüm kaygılarını onunla paylaşır mektuplarında. Grete, evlilik üzerine Kafka'yı samimiyete davet ettikçe Kafka'nın evlilik ile ilgili endişeleri kabarır. Öyle ki evliliğe dair endişeleri Grete'i ürkütür. Grete, Felice'yi Kalka' nın evlilik önerisindeki samimiyetsizliği konusunda dostça uyarır.
      Bauer ailesinin evinde 1 Temmuz 'da gerçekleşen nişan alt hafta sonra 12 Temmuz 1914'te Askanischer Hof'taki mahkeme kararı ile bozulur.   Grete'yi Berlin' de yaşamaya ikna ederek bir nevi nişanın bozulmasına davetiye gönderen Kafka' nın kendisidir. "Dava" eserinin 1. Bölümünde nişanın mahkeme kararı ile bozulmasını anlatır. Yazar, nişanın bozulmasına değil; bu işlemin başkaları önünde gerçekleşmiş olmasına içerlenmiş ve üzülmüştür. Dava eserinden de anlaşıldığı gibi idam edilmek üzere esir alınan ve kendisini savunmadan suçunu kabul eden kişi odur.
     Kafka ile Grete Bloch arasında yaşayan ilişki esrarını korumuştur. Tahmin edilen Grete'nin Kafka ile birbirlerine duygularının itiraf edildiği mektupları imha ettiğidir.
      Bozulan nişanın üzerinden geçen zaman ortak kadın arkadaşların iki sevgiliyi bir araya getirme girişimleri sonucu Grey' in bu konu ile yazdığı mektubuna şöyle yanıt verir Kafka:
"Bildiğim şey, kesinlikle yalnız kalacak olmamdır. Sert bakışlarla yere bakarak dans edişini görmekten ya da Askenisher Hof'tan ayrılmamdan hemen önce elini burnuyla saçlarında gezdirişinden duyduğum tiksintiyi ve alabildiğine bir tedirginlik içinde yaşayan sayısız anları düşünüyorum".(s.88)
      Düşündüğü sayısız anılar bir dönem sonra Felice' ye aralarına giren uzaklığı derinden hissettiren bir mektup yazdırır. Yeniden kurulan ilişkilerinde aralarına mesafe girmiştir. Neyse ki 8 Ağustosta Felice'yle birlikte Tepl'e beş günlük bir gezi düzenlerler. Beş günlük geziye dair Kafka günlüğüne şunları yazar: " Zuckmantel' deki sayılmazsa asla bir kadınla mahrem ilişki kurmadım. Bir da Riva'daki İsviçreli. Birincisi bir kadındı, oysa benim hiçbir şeyden haberim yoktu; ikincisi bir çocuktu henüz, bense ne yapıp edeceğimi bilemez durumdaydım. F.ile aramızda şimdiye kadar sadece mektuplarla sürdürülen bir mahremiyet söz konusuydu. İki günden beri aramızda gerçek bir mahremiyetten söz açılabilir. Öyle lekesiz bir mahremiyet sayılamaz, Kuşkular eksik değil. Gözlerinin yumuşak bakışı ve kadınsı derinliğinin açılımı bir güzelliği içermekte"(s. 120). Beş yıl sonra gelen mutluluk fazla sürmez. 
    Felice'in babasının öldüğünü öğrendiğinde ailede yaşanan bu trajik durumdan kendini sorumlu tutar. Bauer ailesine dair günlüklerine yansıyan suçluluk duygusu, aynı zamanda Felice'in yüreğinden silinip gitmesini de sağlamıştır. Eski ilişkilerinin büyüsü önce Kafka'yı daha sonra da Felice'yi terk etmiştir. Son olarak geldikleri noktada Felice onun için Felice olmaktan çıkmıştır. Yazdığı son mektup da sevgilisine değil de bir yabancıya yazılmış gibidir. Sevgilisinin son bir kez bir araya gelme önerisini geri çevirir. Eseri dilimize çeviren Kamuran Şipal'in iki sevgilinin ilişkilerine dair yazarın Felice' ye yazdığı 16 Ekim tarihli son mektubuna dayanarak yaptığı değerli saptamasının bir bölümünü alıntılıyorum.(...) 
"Mektubun büyük bölümü Brod' a verdiği yanıttan oluşur, yaklaşık alıntılanmıştır bu bölüm, yanıt dört gün önce Brod' a yollanmıştır.-Sağlık durumu mükemmeldir, Felice'ninkini sormaya pek cesaret edemez. Max'a , Felix'e, Baum'a rica eder, nedenlerini uzun boylu açıklayarak kendisini görmemelerini ister; Felice' yi bir kez daha kendisini görmeye gelmemesi için uyarmıştır. (…)Böylece Felice'nin Ksant' ın bir cümlesi kılığına sokup ileri sürdüğü barış önerisini geri çevirir Kafka. Kül istenen barışla, bir önceki mektubun sonunda açığa vurduğundan daha kesin olarak kendini çekip ölümün arkasına alır. Aynı zamanda dostlarına mektuplarda hiçbir zaman kül diye bir şeyin sözü geçmez. (S.142-143 )
        Ben kendi adıma Felice' nin aşkı uğruna verdiği mücadeleden ve Kafka'ya karşı göstermiş olduğu olağanüstü sabrından çok etkilendim. Kafka sadece ve sadece sevildiğini bilmek için kadınları sevmiştir.   Aşkta her ne kadar geri adım attığı düşünülse de kendi doğrularından hiçbir zaman ödün vermemiştir. Ve hiçbir kadını Milena'yı sevdiği gibi tutkuyla sevmediğine inanıyorum. Onuruna düşkün olan Kafka'yı sadece ve sadece kendisi aşağılamıştır ve hakir görmüştür. O duygulu yüreği, insanların acılarını gördü. O acılar karşısında hiçbir şey yapamamanın acizliğini yaşadı. Mutluluğun ne olduğunu gerçekte bilmek istemeyen bana göre mutluluktan kaçan Kafka toplumsal olarak herkesin güldüğü ve aç insanların olmadığı, gelirlerin adil paylaşıldığı bir dünya özlemine âşıktı, gerçekte. Bu aşkına da ihanet etmedi. 
      Evet,yabancılaşmanın yalnız bıraktığı, aşağılanmanın cömert davrandığı, mutsuzluğun başyapıtı olan Kafka gerçeğini bir başka ışık altında görmek isteyen okuyucunun mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm bir yapıttır, Kafka’nın Felice’ ye yazdığı mektuplar.
 
*Elias Canetti, Öbür Dava /Kafka'nın Felice'ye Mektupları Üzerine , Çev.Kâmuran Şipal. İstanbul: Cem Yayınları.s.143
29 Aralık 2008-Mersin                                                                                                                                                                   * Yabancılaşmanın Yalnız Bıraktığı, Aşağılamanın Cömert Davrandığı, Mutsuzluğun Başyapıtı Kafka” Lacivert Mart –Nisan 2009 ,s.109-110-111-112-113-114-115-116-117-118.